Ortasından başladığımız filmde, bir çiftin tartışma sahnesine denk geldiğimizi düşünelim. Sahnenin öncesini bilmiyoruz. Ama tartışma ateşli, bunu hissediyoruz. Hatta hangisi haklı gibi görünüyor, bu konuda da bir fikrimiz oluşuyor kısa zamanda.
Tabii daha kötüsü bunun bir filmde değil; davet edildiğiniz ortamda, bir arkadaşınızın eşiyle/sevgilisiyle böyle bir tartışma içine girmesi. İnsanın, bağlamını bilmediği gerçek bir tartışmanın ortasında kalması fikri bana hep çok ürkütücü gelir. Taraf tutamazsın, sakinleştirmeye çalışsan “bilip bilmeden dışarıdan müdahale eden gereksiz tip” konumuna düşmek işten bile değildir. Sıkıcı, çok sıkıcı…
Bir gün bunu düşünürken, bir yazma egzersizi yapmaya karar verdim. Tartışan bir çift olacak. Konuyu bilmeyeceğiz ve diyalogların içinde “dedi”, “diyerek” gibi sözcükleri geçirmeyeceğiz. Bana çok keyifli geldi, burada paylaşmak istedim 🙂

“Dedi” ifadesi barındırmayan diyalog yazma egzersizi
“Yok artık!”
Akın, şaşkın bakışlarını masanın üzerindeki görüntüden alamıyordu.
Selin, oturduğu yerde hiç istifini bozmadı. Akın’ın toparlak yüzünde kocaman açtığı gözlerini hayal edebiliyordu. Usul bir sesle konuştu.
“Sana söylemiştim”
“Bu kadar yeşil olacağını söylememiştin.” Genç adam beklemediği bir şeyle karşılaştığında hep yaptığı gibi yavaş çekimde konuşuyordu.
“Söylesem inanacaktın sanki.” Selin’in sesi sitemliydi. Oturduğu eski, gri koltuktan acele etmeden doğruldu. Akın, kızın yanına gelmesini bekliyordu ama o, evde duran şey çok normalmiş gibi mutfağa yöneldi. Sakince yürürken, kendi umursamazlığı ile hayretinin iki katına çıktığına emin olduğu Akın’a yüzünü çevirmeden ekledi: “Hangi dediğime inandın ki buna inanacaksın.”
Sesi artık mutfaktan geliyordu. “Şu anda gözlerinin önünde. Yine de inanamıyorsun”.
Akın biraz eğilip çok yaklaşmamaya da dikkat ederek yeniden baktı. Gözlerini kısıp biraz daha inceledi. Kız haklıydı. Gözlerinin önünde olmasına rağmen inanası gelmiyordu.
“Ne zaman…” diye fısıldadı yine ağır çekimde ama sonra kendini toparlayıp mutfağa duyurmak üzere sesini yükseltti. “Ne zaman oldu bu?”
Cevap olarak mutfaktaki kahve öğütücüsü çalışmaya başladı. Selin öfkeliydi ve muhtemelen hiç olmadığı kadar da haklıydı. Akın saçlarını karıştırdı. Yüzünü ovuşturdu. Sonunda kendine itiraf etti. “Başım belada”.
Gerçekten de Selin bunu defalarca anlatmaya çalışmıştı. O kadar saçma bir fikir, o kadar düşük bir olasılıktı ki; gerçek olabileceğine hiç inanmamıştı Akın.

Sadece 200 sözcük içeren keyifli bir alıştırma.
Bu arada acaba masadaki yeşil şey neydi gerçekten 🙂
